05:06:1117 Nisan, 2021
İstanbul 12 Hafif yağmur
03 Nisan 2021 04:57

"Sağlık turizmindeki payımızı artırmalıyız"

COVID-19 sürecinde sağlık personelinin başarısına dikkat çeken KBB ve Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Aytuğ Altundağ, sağlık alanında yapılacak doğru hamlelerle sağlık turizmdeki payımızın artırılabileceğini vurguladı.

"Sağlık turizmindeki payımızı artırmalıyız"

KBB ve Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Aytuğ Altundağ'ın COVİD-19 sürecini ve geleceğe dönük sonuçlarını değerlendirdiği röportajın önemli satır başları şu şekildedir.


Ülkemizi pandemiyle mücadele konusunda nerede görüyorsunuz? Dünyanın öne çıkan ülkeleri ile kıyasladığınızda sizce hangi noktadayız? Bir değerlendirme yapmanız gerekirse neler söylerdiniz? 

Pandemiyle birlikte tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de hızlı kararlar almayı gerektiren bir süreç başladı. Pandemiyle mücadeleyi, salgınla ve hastalıkla olarak ikiye ayırmak gerekiyor. Ben ülkemizin hızlı aksiyon aldığını düşünüyorum. En avantajlı olduğumuz konulardan biri sağlıklı ve sistemli bir filyasyon ekibine sahip olmamızdı. Bir diğeri de Türkiye'deki sağlık sektörü ve hastane alt yapılarının yıllardır yeterli nitelik ve tecrübeye sahip olmasıydı. Bunlar bizim için pandemiyle mücadelede en büyük avantajlarım oldu. Diğer yandan sağlık çalışanlarımız bu dönemde büyük bir özveriyle çalıştı. Aşırı yoğunluk altında olsalar bile performanslarında bir düşüş yaşamadan mücadeleye devam ettiler. Dolayısıyla Avrupa'da salgının ilk döneminde hastanelerde yaşanan kaos ortamı ülkemizde olmadı. Yurt dışına kıyasla daha kontrol edilebilir seviyedeydik. Hem salgının birinci dalgasında hem de kasım ayında gelen ikinci dalgada başarılı bir sınav verdiğimizi düşünüyorum. 

Bildiğimiz üzere, ülkemizde ilk vakanın görülmesinin hemen ardından sağlık, tıp gibi alanlarda uzman olarak bilinen pek çok kişi kelle paça çorbasından, Türklük genine kadar kamuoyunu yanıltıcı bilgiler paylaştı. Sağlık dünyasındaki bu enformasyon kirliliğinin ve doktorların bilim gibi bir konu başlığı altında, kendi aralarında görüş birliğine sahip olamamalarının önüne nasıl geçilebilir?

 Koronavirüs ilk ortaya çıktığında yapılan bütün yorumlar, daha önce sınırlı sayıda ve sınırlı bölgelerde görülen SARS ve MERS enfeksiyonları baz alınarak yapılmış yorumlardı. Mevcut literatür bilgisinin az olması, o dönemde sadece Çin'den ve İtalya'dan gelen yayınların incelenmesi ışığında yorumlar yapılması nedeniyle sınırlı karşılaştırmalardı. Dolayısıyla pek çok kişi, Dünya Sağlık Örgütü pandemi ilan edinceye kadar bu salgının küresel boyuta geleceğini öngörememişti. Sonrasında mevcut virüse dair olan çalışmaların sayısı arttı ve farklı yorumlar yapılabildi. Türkiye'de pandemi ile mücadele için bir bilim kurulu oluşturulması aslında bilgilendirmenin de tek merkezden, aynı tedbirlerin vatandaşlara ulaştırılmasını sağladı. Bunun da enformasyon kirliliğinin karşısında büyük fayda sağladığını düşünüyorum. Önlemler konusundaki bilincin hızlı oluşturulması ve bizim toplumsal olarak davranış şekillerimizi hızla yeni sürece adapte edebilmemiz süreçteki en büyük yardımcılarımızdan biri oldu. Ümit ediyorum ki en kısa sürede eski normallerimize dönebiliriz. Farklı görüşlerin olmasının çok sıkıntı oluşturacağını düşünmüyorum. Evet, bilgi kirliliği kamuoyunu yanlış bilgilendirmeye yol açabilirdi belki ancak çok kısa süre içerisinde bu kirliliğin kamuoyunda bir tesiri olmadığı da görüldü. Bunun en büyük sebebi de oluşturulan bilim kurulunun toplumu periyodik olarak bilgilendirmesiydi. 

Bir sağlık çalışanı olarak, sizin gözünüzden salgın dönemindeki hastane ortamını anlatır mısınız? Bizim görmediğimiz nasıl bir süreç var arka planda? 

Sağlık çalışanları olarak uzun mesai saatlerinde ilk başta alışamadığıma şey, kişisel koruyucu ekipmanlarla çalışmakta zorlanmamızdı. Hastalığın tam bilinmediği ve tedavisi konusunda tüm dünyada yetersiz kalınan ilk dönemlerde kişisel koruyucu ekipmanlarla mesai tamamlanarak hepimiz için zor oldu. Bunun yanı sıra sağlıkçıların yaşadığı bir diğer problem de aileleri ile görüşememekti. İlk dönemde yaşadığımız kişisel ekipmanla çalışma zorluğu bir süre sonra bizim için yerini psikolojik yorgunluğa bıraktı. Diğer yandan alınan önlemler ile birlikte salgındaki dalgalanmalar arasında yaka sayısının düşmesi, sağlıkçıların bir nebze nefes almasını sağladı. Şu anda bence sahadaki tüm sağlık personellerini en çok seyreden gelişme aşılamaların başlamış olması. Umarız aşılama salgının önünü kesecek ve toplum bağışıklığı belli bir düzeye geldiğinde kontrol altına alınacak. 

Salgın süreci boyunca, sizi en çok duygulandıran anı bizimle paylaşabilir misiniz?

 Salgınla mücadele esnasında bizi sevindiren ve özen pek çok şey oldu. Kendi alanım olan kulak burun boğazdan (KBB) bahsetmem gerekirse, gebeliği esnasında COVID-19 enfeksiyonu kapan ve gebeliği sebebiyle ilaç tedavisini çok fazla uygulayamadığımız bir hastamız vardı. Emzirme süreci başlayınca tedavilerle koku duygusunu geri kazandı. Ancak dört ay boyunca bebeğinin kokusunu alamadığı için depresyona girmişti. Dört aylık bebeğinin kokusunu ilk defa aldığında ağlayarak bana açtığı telefon, beni çok duygulandırmıştı.

Son olarak, ülkemizin sağlık konusunda kendisini yurt dışına başarılı bir şekilde anlatabilmesi ve kendi PR'ımızı iyi yönetebilmemiz için sizce yapılması gereken başlıca hamleler neler?

Türkiye'nin çok önemli bir sağlık alt yapısı ve çok nitelikli bir sağlık kadrosuna sahip olduğunu düşünüyorum. Dünyada şu an estetik alanında marka olan ülkemizin aslında sağlığın pek çok alanında sağlık turizmi için çok rahat bir şekilde marka olabileceğini ve dünyada çok büyük bir hacme sahip olan sağlık turizminde daha büyük bir oyuncu olarak rol alabileceğini düşünüyorum. Yapılması gereken liyakate dayalı, merkezi ve şeffaf bir yapılanmanın oluşturulması ve bu konuda gerek özel sektör gerek devlet bürokrasisi olmak üzere her kadrodan azami şekilde faydalanılması gerekmektedir. Bunu yapabilirsek, nasıl Türkiye turizmden önemli bir gelir elde ediyorsa, katma değeri çok yüksek olan sağlık turizminde de ciddi bir geliri ülkemize kazandırabiliriz. Yurt dışında büyükelçiliklerimizde sağlık turizmi ataşeliği adı altında bir birim oluşturulması gerekmektedir. Sağlık turizmi ataşeliğinin de o bölgedeki tüm sağlık turizmi acentaları ile iletişim içerisinde olması gerekiyor. Diğer yandan bu alanda çok önemli standartların da oluşturulması gerekiyor. Sertifikalandırma, şeffaflık, fiyat politikası, hizmetin detaylandırılması gibi kavramlarda çok açık olunmalı ve bu iş, uzun vadeli olacak şekilde stratejik şekilde planlanmalı. Aksi takdirde deyimde de olduğu gibi "Türk gibi başlamak" diye adlandıracağımız bir durumla karşılaşabilir ve bizim için çok kıymetli bir bilgi birikimi ve teknolojik alt yapıya sahip olduğumuz bir alanda, olabilecek en az pasta payıyla yetinmek zorunda kalabiliriz. Sağlık turizminin ulusal bir politika hâline getirilerek bu bilincin okullarda, üniversitelerde eğitim içerisinde erken safhada aşılanması çok önemli. Dil konusunda yeterli alt yapıya sahip değilsek yetkin olmalı ve yurt dışında bu alanda bizim yüzümüz olacak organizasyonları periyodik olarak devam ettirmeliyiz.