Saturday, 15 December 2018
.
.
chevron_left chevron_right
Analiz

DOĞU AKDENİZ’DEKİ GERGİNLİK

Gaz rezervlerini korumak mümkün mü? Askeri yüzleşmeler. Sınırlandırmalar ve ittifaklar

13098 Toplam Gösterim
DOĞU AKDENİZ’DEKİ GERGİNLİK

1.Mevcut durum

Son iki yıldır Doğu Akdeniz’de yatırımlar hızla devam ediyor, buradaki rezervler Rus gazına hem alternatif aynı zamanda da rakip olarak görülüyor. Güney Kıbrıs Cumhuriyeti kıyılarındaki gaz rezervlerini lisansladı, Türkiye ise atılan bu adımları ‘’tek taraflı’’ adımlar olarak görerek karşı çıkıyor. Türkiye’ye göre adada iki farklı devlet yer alıyor ve KKTC’nin de münhasır ekonomik bölgesi bulunuyor. Bu yüzden Ankara, Güney Kıbrıs yönetimin attığı tüm adımları bir meydan okuma olarak görüyor. Mevcut gaz rezervlerini sömürmek isteyen Güney Kıbrıs yönetimi ise Türkiye’nin itirazlarını dikkate almıyor bu yüzden Türkiye’nin er ya da geç bir aksiyon alması bekleniyordu. Şubat 2018’de Türkiye yeni bir NAVTEX yayınlayarak İtalyan sondaj gemisi Saipem 12000’nin faaliyetlerini durdurmasına neden oldu. Türk donanması yeni NAVTEX yayınlayarak hızlı davranmış oldu.

Türkiye’nin eskiden dış politikası olan ‘’Askeri diplomasi’’ ile bölgede askeri prestiji artıracak tatbikatlar düzenleyerek Yunanistan’ın egemenliğini ve haklarına meydan okuyordu.

Barbaros araştırma gemisinin ve Fatih sondaj gemisinin faaliyetleri nedeniyle son zamanlarda Doğu Akdeniz’deki durum daha bir ciddi hal aldı. NAVTEX ilan edilen bölgede Barbaros araştırma gemisi Girit’in güneybatısına yaklaşık 150 deniz mili kadar yaklaştı. Barbaros aynı zamanda Rum MEB(Münhasır Ekonomik Bölge)’in 4 ve 5 numaralı parsellerinin sınırına yani Baf’a 94 deniz mili yaklaşmış oldu. Türkiye’nin bölgede Kıbrıs yönetiminin gücünü madencilik şirketleri için kuşkuya düşürmeye çalışarak Yunanistan, İsrail, Mısır ve Güney Kıbrıs arasında imzalanan meşhur üçlü anlaşmayı bozmak istiyor.

  1. Yunanistan’ın tepkisi

Yunanistan, Türkiye’ye cevap olarak bölgeye S sınıfı firkateynler (eski adı F-824 Bloys van Treslog olan 1980 yapımı gemiler) gönderdi. Araştırma gemisi Barbaros’a, F-491 Giresun (Oliver Perry sınıfı) ve birçok roket taşıyabilen F-490 Gaziantep eşlik etti. Başka bir deyişle Yunan firkateyni 8 harpoon( 120 km menzil) füzesine ve sadece 8 adet Sea Sparrow uçaksavar füzesine sahipken, Türk firkateyni yine aynı 8 adet RGM-84 harpoon füzesine ve toplam 72 adet uçaksavar füzesine sahip. Bu uçaksavar füzelerinden 40’ı SM-1MR (menzil 60km) iken diğer 32 füze ise RIM-162(menzil 40 km). Türkiye bölgesel hava savunmada üstünlük kuruyor. Ayrıca Türk gemileri ‘GENESIS’ adı verilen modern bir savaş komuta sistemine ve veri transfer bağlantılarına sahip. Hızla Nikephoros Fokas’ın yerini alması istenen Yunan ‘Salami’ firkateynleri ise Türk gemilerine göre daha üstün bir elektronik sisteme sahipken, silah gücünde geride kalıyor. Ek olarak geminin ülkenin yaşadığı kriz nedeniyle lojistik olarak temin edilmesi gibi sıkıntılar da mevcut.

  1. İki ülkenin askeri olarak avantajları ve dezavantajları

Yunan donanması kriz döneminde çoğu avantajını yitirdi özellikle ‘Adams’ Destroyeri ve ‘Knox’ anti-denizaltı savaş gemisi gibi önemli gemileri almaktan vazgeçti ve yerine de bir yeterince güçlü gemiler koyamadı. Sonuç olarak Yunan donanması Doğu Akdeniz’de önemli operasyonel kabiliyetlerinden yoksun durumda. (Şimdilik Eğe’de durum değişiyor) Yunan donanması, Türk donanmasına sadece elindeki hücum botları(sadece sürpriz saldırılarda kullanılabiliyor, Doğu Akdeniz’de herhangi bir operasyonel değer teşkil etmiyorlar) ve modern 214 tipi denizaltılarıyla üstünlük kuruyor. Şu an Yunan donanmasının üstünlüğü elindeki 4 adet U-214 ‘’Papanikolis’’ olarak karşımıza çıkıyor. Bu durum ileride Belharra sınıfı botların tedariğiyle değişebilir ama şu an durum Türkiye’nin lehine olarak görünüyor.

Ama söz konusu bir Yunan-Türk çatışması birçok hava silah sistemlerinin kullanılmasını içerebilir. Tabi ki ben sıradan bir okura tüm askeri güç parametrelerini analiz ederek anlatamam ama ben kısaca mevcut durumu anlatmaya çalışacağım.  Türkiye elindeki ana açık deniz gemilerinde (26’ya 13) , deniz devriye uçaklarında( 6’ya 0), hava savunması kabiliyetlerinde(Gabya sınıfı gemilerden dolayı), taktiksel durum hakkındaki iletişim ve bilgilendirme( elektronik harp aracı CN-235EW, insansız hava araçları ANKA-S, ultra modern AWACS tipi MESA ve yer radarları), uydu ve ağ merkezli savaş operasyonları, siber saldırı uygulamaları ve psikolojik savaş( Afrin savaşında tamamen operasyonel uygulama) konularında Yunanistan’a karşı üstün. Darbe girişiminden sonra birçok deneyimli ve rütbeli askerlerinden olsa da Türkiye yeni fikirlerin, doktrinlerin ve taktiklerin uygulanmasıyla ve de hızlı bir şekilde yeni kuvvetler geliştirme kabiliyetiyle ek olarak da lineer olmayan hibrid operasyon uygulamarıyla sivrilmeyi başardı.

Bizim ayrıca Türkiye’nin hava kuvvetlerinin bölge üzerinde ne kadar süre uçabileceğini ve de havada kalabileceğini ölçmememiz gerekiyor. En yakın iki hava üssü birbirine 400 km uzaklıkta(Konya ve Adana) iken en yakın yunan hava üssü ise 700 km uzaklıkta.( Kasteli) Ayrıca Türk Hava Kuvvetleri’nin elinde 7 adet KC-135R havada ikmal tankeri mevcut ki bu uçuş süresini iki katına çıkarabilir. Bu kabiliyet Yunan hava kuvvetlerinde yok.

Yunanistan sadece 84 jet gönderebilir. (F-16C/Dblock52/M), (konformal yakıt tanklarından dolayı) ve (24 adet ekstra depoyla donanmış Mirage2000-5 uçakları-DELTA konfigurasyonlu)

Geriye kalan uçaklar ise mesafe sorunu ile karşılaşıyor ama bu sorun 600 galonluk ekstra kapasiteli tanklarla çözülebilir. Bu da uçağın silah taşıma ve manevra yapma kabiliyetlerinde bir azalmaya neden olabilir. (it dalaşlarında çok büyük sıkıntılar yaşanabilir) Teorik olarak Türk Hava Kuvvetleri elindeki tüm uçakları istisna olmadan uçurabilir.( 235 adet F-16C/D CCIP/Block50plus ve 32-35 adet F-4E Terminator) Yunanistan askeri dezavantajları Yunanistan ve Güney Kıbrıs arasındaki ünlü doktrin ‘’Ortak savunma alanı’’ terkedilmeden önce gerçekleşen Nikiforos-Toxotis  tatbikatıyla gözlemlenmişti.(2000)

En sonunda Yunan savaş gemilerine yönelik en büyük tehdit ise SOM seyir füzeleri. (düşük elektromanyetik mermi yolu ve çok yüzeyli kalıp) Bu füzeler gemileri güvenli bir mesafe olan 120 km uzaklıktan vurabilir. Yunanistan ise elindeki AM-39 Exocet tipi füzelerle yaklaşık 50 km gibi daha yakın bir uzaklıktan cevap verebilir.

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki bir çatışma durumunda elindeki silah sistemleriyle daha üstün bir konumda olduğu çok açık bir şekilde görülüyor. Son olarak, Türk insanının bir savaş kültüründen geldiği unutulmamalı, Türk toplumunda vatan için hayatını kaybetmek yaşamaktan daha üstün görülüyor. Bizim tarafımızda ise büyük bir genç nüfusun hayatını kaybetmesi durumunda yerel halkta bir çözülme görülebilir. Henüz acı çekmeye hazır mıyız?

Tabi ki Türkiye ile Yunanistan arasındaki bir çatışma uzak bir ihtimal ama ihtimaller dahilinde. Ama Türkiye için güçsüzlüklerin başlangıcıyla birlikte gerginlik istenilen düzeye gelebilir. Savaş durumda girilemeyen bölge yaratılması A2/AD halinde Yunanistan geri çekilmek ve diğer ülkelerle yapılan üçlü anlaşmaktan vazgeçmek zorunda kalabilir. Kızılhisar(Kastelorizo) adasının savunulması bile çok büyük bir sorun olarak görülebilir.

4.Sınırlandırmalar ve ittifaklar

Ben bu yazıyı yazarken Türkiye yerel suların 6 deniz milinden 12 mile çıkartılması ihtimaline karşı çıktı. Şu anki durumu ise Casus Belli(savaş nedeni) olarak tanımladı. Son 40 yıldaki Türk-Yunan ilişkisine bakacak olursak Türkiye, Yunanistan’ın Ege’deki tüm haklarını kullanmasını istemiyor. Ek olarak da Ankara’nın haberi olmadan herhangi bir karar alınmasını da istemiyor. (Finlandizasyon: güçlü bir ülkenin, küçük bir komşu ülkenin dış politikasını etkilemesini ifade eden bir terimdir.) Belli bir noktaya kadar bu işe yaradı.

İsrail başbakanı Netenyahu’nun geçtiğimiz günlerde Türkiye’nin gelecekte İsrail’e bir saldırma ihtimaliyle ilgili korkusunu dile getirmesine ve Yunanistan, Kıbrıs ve Mısır-İsrail arasında gerçekleşen üçlü anlaşma toplantılarındaki ‘’sıcak iklime’’ rağmen askeri bir ortaklığın yaratıldığı söylenemez.  Yunanistan ve İsrail ‘’dış dengeleme’’ ile kendilerinden daha üstün bir gücü dengelemeye çalışıyor. Ama şu an bazı aşılamaz problemlerin çözümü gerekiyor. (Yunanistan’ın Filistin sorununa olan bakış açısı)

Ayrıca Amerikan Dışişleri Bakanlığı geçenlerde Türkiye ve Yunanistan’a yönelik belli belirsiz bir açıklama yaptı. İki ülke arasındaki sorunların karşılıklı bir şekilde çözülmesi istendi.  Bu açıklama Amerikan Dışişleri Bakanlığı’nın iki ülkeye nasıl baktığı konusunda çok iyi bir örnek oldu. Birkaç gün önce yayınlanan gizli bir raporda ABD Atina Büyükelçiliği dengesiz ve güven inşa edici bir önlem paketi sundu.

Liderlerin arasındaki ve Yunan uluslararası ilişkiler profesörlerinin ve vatandaşların iyi niyet dileklerine rağmen, ABD’nin Yunanistan’a yardımcı olacağı düşünülmemeli. Çünkü onlar Ankara’ya ilişkileri düzeltmek için sürekli iletişim halindeler. Çünkü onlara göre Türkiye’nin jeopolitik konumu çok önemli bir unsur. Aynı zamanda ABD, Türkiye’ye bir baskı uygulama ihtimalinin de düştüğünü biliyor. Amerikan Exxon Mobile şirketi gaz arama faaliyetlerine normal bir şekilde devam edecek ve Türkiye onları engellemekten kaçınacak. Suriye’de karşı karşıya gelen iki ülke için bu bir sorun teşkil etmeyecek çünkü bu kez iki ülke de aynı yöne gitme eğiliminde.

Ülkemizin elinde olan seçenekler şunlar (uzun ve kısa dönemli):

1- Orduyu yeniden silahlandırarak Türkiye ile çok fazla kayıp verilecek bir savaşa girişmek.

2- Kısa sahanlığı ve münhasır ekonomik bölgelerin sınırlarını belirlemek için müzakere etmek, (Benim şahsi olarak bunu tercih ediyorum) kimsenin bir daha iki ülkeden birinin saldırganlığını geri dönülmez bir şekilde engelleme garantisi vermeden. Kesin olan tek şey Yunanistan’ın tam anlamıyla Avrupa Birliği’ne katılışı (temel olarak parasal birliğine) doğu Yunanistan’ın karşılaştığı tatsız gerçekliklerin en büyüğüydü. Bir Avrupa Ordusu oluşturma fikri milli güvenlik sorunları çözme konusunda yardımcı olabilir ama Avrupa birçok sorun ile karşı karşıya. ABD Başkanı Trump da bir Avrupa Ordusu fikrine karşı çıkıyor. Bu yüzden Türkiye ile müzakerelere başlamalıyız.

Bir Uluslararası ilişkiler uzmanının rolü endişe etmek ve bulduğu tüm araştırma unsurlarını da yazıya vermek olmalıdır. Bu sayede vatandaşlar ve karar vericiler için daha bir değerlendirme olur. Kendini popüler bir hale getirmek için popülist söylemlerden uzak durmalıdır. Gerçeklerin paylaşılmaması için medyaya bir baskı kurmamalı böylece toplumun ‘’ruhu’’ da bozulmamış olur. Güven gerçeklere dayanmalıdır. Bilim her zaman daha zor bir sorumluluk yolunu seçer.

 

Yazar: Paounis Nicholas , @nickthpap (Uluslararası ve Balkan İlişkileri uzmanı)

Çeviri: Emre Kekeç

Etiketler:
VİDEO GALERİ
Emoji ile tepki ver!
  • 1
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 2 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • DAHA FAZLA SONUÇ YÜKLE